Türkçe     English  
::: Haberler ve Makaleler

KURULUŞUNDAN OSMANLI DÖNEMİNE KADAR İSTANBUL DARBHANESİ

 

 

Turan GÖKYILDIRIM

 

Türkiye’nin bugünkü siyasi sınırları içerisinde 450’ye yakın antik darbhane tespit edilmiştir. Bu darbhanelerden bir kısmının faaliyeti çok kısa sürmüş, bir kısmı uzun bir süre çalıştıktan sonra kapanmış, bir tanesi de faaliyetine hemen hemen hiç ara vermeden günümüze kadar darbhane misyonunu sürdürmüştür. Hiçbir şehre nasip olmayan bu rekorun sahibi güzel İstanbul’dur.

 

Antik dönemde, İstanbul’un bugünkü sınırları dahilinde üç darbhane mevcuttu. Bunlardan birincisi, MÖ 500 ile 450 yılları arasında çok kısa bir süre sikke darb eden Selymbria (bugünkü Silivri) dır. İkincisi, MÖ 480'de faaliyetlerine başlayıp MS 244 yılında 700 yılı aşkın süreyle sikke darbettikten sonra kapanan Kalkhedon (bugünkü Kadıköy) dur. Günümüze kadar faaliyetini devam ettiren üçüncü darbhane ise, antik ismi ile Byzantion, bugünkü ismi ile İstanbul’dur.

 

İstanbul’un darbhane faaliyetlerini ve emisyonlarını tanıtmaya geçmeden önce, antik sikkelerini daha iyi anlayabilmek için şehrin kuruluşu ile ilgili bir efsaneyi bilmemiz gerekmektedir. Baş tanrı Zeus, İo adında güzel bir kızı sever. Bu gizli aşkı hisseden Zeus’un eşi Hera, kıskançlık ateşi ile kocasını takip eder. Zeus, sevgilisi İo’yu Hera’nın intikamından korumak için beyaz ve sevimli bir ineğe çevirir. İneğin güzelliğine hayran olan Hera, onu Zeus’tan alarak bakması için yüz gözlü sığırtmaç Argeus’a verir. Zeus, İo’nun çektiklerine dayanamaz ve oğlu tanrıların habercisi Hermes’i çağırarak onu kurtarmasını emreder. Hermes, İo’yu kurtarır, fakat kıskanç Hera İo’nun peşine bir sığır sineği gönderir. Sineğin ısırması ile canı yanan İo, Trakya’dan geçip, sığır geçidi anlamına gelen Bosphoros’dan (bugünkü İstanbul Boğazı), Asya’ya atlar. Boynuz anlamına gelen Keras’da (bugünkü Haliç) Keroessa’yı doğurur. Keroessa’nın denizler tanrısı Poseidon ile evlenmesinden Byzas doğar. Byzas, babası Poseidon ve tanrı Apollon’un yardımı ile İstanbul’u kurar. Şehrin ismi de kurucusundan dolayı Byzantion olarak anılır.

 

Yapılan arkeolojik araştırmalar, şehrin MÖ 660 yılında Topkapı Sarayı’nın bulunduğu alanda kurulduğunu göstermiştir.

 

Önemli kara ve deniz yolları, elverişli limanı, savunmaya elverişli konumu, balıkçılık ve bereketli topraklar şehrin gelişmesini çabuklaştırır. Kuruluşundan yaklaşık 200 yıl sonra, MÖ 5. yüzyılın sonlarına doğru, Byzantion darbhanesi faaliyete geçerek, gümüş ve bronz madeninden ilk sikkelerini piyasaya çıkarır. İlk gümüş sikkeler, 5.6 gramlık “Pers Siglosu” nun ağırlığına tekabül ettirilmiştir. Bu sikkelerin önyüzlerinde, şehrin kuruluş mitosunda bahsedilen Zeus’un sevgilisi İo’nun yunus balığı üzerinde, inek şeklindeki tasviri yer alırken, arkayüzünde yel değirmeni kanatları şeklinde çukurluklar mevcuttur (Resim 1).

 

İlk bronz sikkelerde de kuruluş efsanesinde adı geçen şahıs ve bunların sembolleri tasvir edilmiştir (Resim 2).

 

MÖ 5. yüzyıl sikkelerinde, darbhane işareti PU şeklinde yazılmıştır. Baştaki harf, B harfinin eski Korint alfabesindeki bir varyasyonudur. Dolayısı ile şehrin isminin ilk iki harfi darbhane işareti olarak kullanılmıştır.

 

MÖ 394 ile 387 yılları arasında, Sparta boyunduruğu altındaki Kyzikos, Ephesos, Samos, Rhodos, Knidos ve Iasos kentleri ile birlikte bir ittifak kurularak Rhodos sisteminde yeni tip bir gümüş sikke çıkarılır. Bu birlik sikkesinin önyüzünde, yılanları boğan çocuk Herakles ve birlik manasına gelen S UN yazısı, arkayüzde ise her şehir kendi klasik tipini, Byzantion yunus balığı üzerinde inek tasvirini kullanmıştır (Schönert, Lev. 35, no 856).

 

MÖ 387'den sonra, demokrasinin yeniden kurulması ile Byzantion Rhodos standardında gümüş sikke basar (Resim 3). Bu sikkelerde eski tipler muhafaza edilirken, boşluklarda monogram ve sembol eklemeleri görülmeye başlar.

 

Makedonya Kralı Philip II’nin şehri MÖ 340 yılında kuşatmasından başlayarak, Trakya Kralı Lysimakhos’un MÖ 281 yılındaki ölümünden hemen sonrasına kadar otonom sikkelerin darbedilmesi kesintiye uğrar. Bu dönemde darbhanede Lysimakhos adına para basıldığı gibi, şehrin para ihtiyacı yabancı paralara kendi damgasını vurarak giderilmiştir (Resim 4).

 

MÖ 235-220 arasında Byzantion, nadir olan gümüş sikkelerini Fenike sisteminde darbeder (Resim 5). Byzantion, karşı kıyıda, kendisinden 20 sene kadar önce kurulmuş olan Kalkhedon (Kadıköy) ile ekonomik işbirliğini ilerletir. Her iki şehrin para tipleri birbirine yakınlık gösterir. Kalkhedon, Byzantion’un gümüş sikkelerindeki yunus balığı üzerindeki inek yerine, başak üzerinde boğa figürünü seçerek ve aynı para sistemini benimseyerek karşılıklı ekonomik ilişkileri güçlendirir. MÖ 3. yüzyılda bu iyi ilişki daha ileri götürülerek; Kalkhedon’un bronz sikkesini Byzantion, Byzantion’un bronz sikkesini ise Kalkhedon kontrmark vurarak piyasaya sürerler (Resim 6). Hatta ortaklaşa sikke bile basılır (Resim 7). Bu ortaklaşa basılan sikkeler, iki şehrin sıkıntılı yıllar boyunca birbirlerine karşı duydukları yakınlaşmayı açıkça belli eder. Bu dönemin sikkeleri üzerinde şehir adı, P, PU şeklinde yazıldığı gibi, BYIAN[TI W N] şeklinde yazılmaya başlandığı da görülür. Darbhane adının yanında monogram veya tam olarak memur isimlerine de rastlanır (Resim 8).

 

MÖ 2. yüzyılda Byzantion ekonomisinde Hellenistik krallıkların hakimiyeti vardır. Bu nedenle kendi emisyon hacminde bir azalma olmuştur. Bu dönemde, Batı Anadolu şehirleri tarafından basılan Kistophor adı verilen gümüş sikkelerin sistemine bağlı kalınarak önyüzünde Athena, arkayüzünde inek tasviri ve BY şeklinde darbhane işareti taşıyan didrahmilik bir gümüş sikke ile darbhanenin az da olsa sikke darbettiği anlaşılıyor (Schönert, Lev. 59, no 1251).

 

MÖ 146'dan itibaren “Müttefik Şehir” payesiyle, şeklen Roma’ya bağlanarak Roma’nın doğuya doğru yayılma siyasetinde Byzantion, Roma’nın sadık müttefiki oldu.

 

Önyüzünde Marcus Antonius’un tasviri bulunan bir sikkeden, Byzantion’un MÖ 1. yüzyılda Roma hakimiyet alanına fiilen girmeye başladığı anlaşılmaktadır (Resim 9).

 

Roma’ya bağlı şehir devleti olarak MS 268 yılına kadar, önyüzde Roma İmparatorunun resmi ve isminin, arkayüzde şehrin kendine ait dini ve sosyal yaşamı ile ilgili tasvirlerin yer aldığı bronz sikke basımı sürdürüldü (Resim 10, 11).

 

Roma’nın hoşgörülü izni ile bazen otonommuş gibi, sikkenin ön ve arkayüz tasvirlerini kendisinin tespit ettiği emisyonlar da darbedilmiştir (Resim 12).

 

Roma devrinde darbedilen sikkelerin arkayüzlerinde, şehrin tanrıları ile ilgili tasvirler yanında, ekonomik yaşantısında deniz ve deniz ürünlerinin önemini gösteren gemi ve balık tasvirlerine sıkça rastlanmaktadır (Resim 13).

 

Yakın komşularından Nikaia ve Bizya ile 3. yüzyıl ortalarında mevcut sorunlarını dostane bir şekilde halledip, bir antlaşmaya vardıklarını bastırdıkları birlik sikkelerine yansıtmışlardır (Resim 14).

 

MS 1. yüzyılda İstanbul’un kuruluşu ile ilgili olarak çok yaygın bir söylenti ortaya çıkar. Bu söylentiye göre; Byzas, Megara’dan yeni bir yurt aramak üzere yola çıkan göçmenlerin başkanıdır. Delphoi kahininin kendilerine yeni yurtlarını körler ülkesi’nin karşısına kurmalarını söylemeleri üzerine Kalkhedon’un (Kadıköy) karşısındaki Sarayburnu’na gelirler. Buranın güzelliği ve stratejik konumunu göremeyen Kalkhedon’luları kör farzederek şehrin temelini burada atarlar.

 

Sikkeler üzerinde Roma dönemine kadar tasvirine rastlamadığımız kurucu Byzas, ilk kez bu dönemde miğferli ve sakallı bir kişi olarak karşımıza çıkar (Resim 15). Sikkenin arkayüzünde görülen gemi, her halde kurucu Byzas’ı ve arkadaşlarını Megara’dan getiren gemi olmalıdır.

 

MÖ 1-MS 268 yılları arasında basılan sikkelerde şehrin adı BVZANTI W N şeklinde tam olarak yazılıdır. Şehrin adının yanında sıkça memur adlarına da rastlanır.

 

Byzantion, şehir devleti olarak kendi sikkelerini basmaya MS 253-268 arasında saltanat süren imparator Gallienus zamanına kadar devam eder. Gallienus zamanında darbedilen Roma Devleti’nin gümüş paralarının içindeki gümüş oranı yüzde birkaç derecesine düşürülmüştür. Hakikatte bir kaç gram bakır kıymetinde olan sözde bu gümüş paraların tedavül kıymeti bir kanunla, ağırlığı bir kaç kat daha fazla olan bronz şehir sikkelerinden yüksek tesbit edilmişti. Bu sebebten dolayı halk, hakikatte daha kıymetli olan şehir devletlerine ait sikkeleri saklamaya ve masraflarını yalnız Roma Devleti’nin kalitesiz parası ile ödemeye başlamıştı. Bu suretle şehir sikke darbı masrafını koruyamaz oldu. Ziyanla çalışmamak için birçok şehir sikke darbına son verdi. Daha sonra MS 284-305 arasında hüküm süran imparator Diocletianus tarafından, sikke basma hakkı bütün şehir devletlerinden geri alınmıştır. Bu son değişiklikle, sikke darbı artık yalnızca Roma İmparatoru tarafından ve devletin muhtelif darbhanelerinde yapılmaya başlanmıştır.

 

MS 4. yüzyıl başlarında Roma Devleti içinde kıyasıya taht kavgaları yapılır. 307 yılında Galia’da tahta çıkan Constantin I, 324 yılında Licinius’a karşı zafer kazanarak devlet dahilinde hakimiyeti ele geçirir. 313 yılında Hıristiyanlık dini, devlet tarafından resmen tanınır. Tarihin “büyük” lakabını verdiği Constantin I, Byzantion’u yeniden imar ettirerek devlet merkezini buraya nakleder. Artık Byzantion ismi tarihe karışır ve şehre Constantinopolis ismi verilir. Şehrin darbhanesi de 326 yılında devlet darbhanesi olarak yeniden faaliyete geçer. Altın, gümüş ve bronzdan sikkeler darbedilir.

 

Bu dönem sikkelerinin önyüzünde imparatorun resmi ve ismi, arkayüzde ise devletin icraatının propagandası yazı ve resimlerle anlatılmıştır. Hıristiyanlıkla ilgili semboller az da olsa gözükmeye başlar. Yazı dili latincedir. Darbhane ismi, sikkenin arkayüzünde, altta kesim çizgisiyle ayrılan yerde CON(stantinopolis) şeklinde yazılmıştır (Resim 16, 17).

 

MS 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılır. İdare merkezi Constantinopolis olan Doğu Roma, Bizans İmparatorluğu adıyla bin yılı aşkın süre ile tarih sahnesinde kalacaktır. Constantinopolis, imparatorluğun baş darbhanesi olarak, altın, elektron, gümüş ve bronzdan sikke basım faaliyetini bu dönemde de sürdürür.

 

MS 491-518 yılları arasında saltanat süren Anastasius I bir sikke reformu gerçekleştirir. Bu reformla birlikte bronz “follis”lerde önemli değişiklikler göze çarpar. Büyüklüğü ve nominal değerleri, arkayüzde gösterilen kıymet işaretlerine göre değişen kıymet işaretleri yanında önce dinsel motifler, 539 yılından sonra da darb yılı yazılı olan bu bronz sikkelerde değer ve ofisina Yunanca, diğer yazılar Latince'dir. Darbhane ismi, kesim çizgisi altında CON(stantinopolis) olarak belirtilmiştir. Bronz sikkelerdeki bu önemli reformdan dolayı, araştırmacılar, Bizans İmparatorluğu sikkelerini Anastasius I ile başlatırlar. Bronz sikkelerdeki değer işareti ve darbhane ismi yazma geleneği 8. yüzyıldan itibaren kaybolur (Resim 18, 19).

 

1204-1261 yılları arasında, Venedik doçlarının idaresindeki Haçlılar’ın İstanbul’u zapt ve yağma etmeleri, Bizans İmparatorluğu’nun sikke darbını yarım asır sekteye uğratmıştır. Bu dönemde İstanbul Darbhanesi’nde, yalnız isimsiz bronz sikkeler darbedilir. Bunlar, Latin İmparatorları denilen ve Venedikliler tarafından hükümete getirilen batılı şövalyelerce kesilmişlerdir (Resim 20).

 

1261 yılında, Nikaia İmparatoru Mikhael VIII'in İstanbul’u Haçlılar’dan geri almasından sonra, burada yeniden Bizans İmparatorlarının sikkeleri basılmaya başlar.

 

İlk zamanlarda sikkenin iyi olan baskı tekniği giderek bozulur; nihayet 11. yüzyılda çanak şekline dönüşür (Resim 21).

 

Ekonomik ilişkilerden dolayı, gümüş sikkelerde 8-11. yüzyıllar arasında Arap dirhemleri, 13-14. yüzyıllarda bazen Venedik tipleri taklit edilmiştir (Resim 22, 23).

 

1391 yılına kadar altın, elektron, gümüş ve bronz sikke basılmış, bu yıldan sonra ise iktisadi kriz yüzünden altın sikke darbedilmemiştir (Resim 24).

 

Sikkelerin önyüzünde, imparator veya imparator ailesinin genelde önden tasvirleri, arkayüzde ise, zamanla artan oranda İsa, Meryem, Haç ve Aziz gibi dinsel tasvirler kullanılmıştır.

 

Yazı başlangıçta Latince, daha sonra Latince-Yunanca, nihayet Yunancadır.

 

Faaliyete başladığı günden itibaren hemen hemen aralıksız darbhane misyonunu devam ettiren İstanbul, Türkler tarafından fethinden sonra da önemini korumuş ve baş darbhane olarak günümüze kadar faaliyetlerini sürdürmüştür.

 

KURULUŞUNDAN OSMANLI DÖNEMİNE KADAR İSTANBUL DARBHANESİ

Ziyaretçi Defteri  |  Haber Bülteni  |  İletişim